Eski sitemden, olduğu gibi
Birkaç söz: sağlıkta yanlışlar, doğrular
Hekimler kimlerdir?
Hastası adına yapılacak tetkik ve tedavi seçeneklerinden en doğrusunu, en isabetlisini seçmek için çaba gösteren; hastası için mutlaka doğruyu yapmak isteyen ve yaptığına inanan; deneysel tıbbın tüm gereklerini yerine getirdikten sonra hayatın sırlarını bilme konusunda aciz ve eksik olduğunu bilen; bildiklerini uyguladıktan sonra Allah'tan gelecek şifaya muhtaç bir sırdaşınızdır.
"Hekimler çok tetkik istiyor"
Gereksiz tetkik, hekimin hastasını tekrar tekrar görüp değerlendirmesi nedeniyle zaman kaybına, hastanın gereksiz stresine, canının yanmasına ve radyasyon riskine yol açar; millî kaynakları da israf eder. Gerçekten de birçok tetkiki boş yere istiyoruz. Bunu tetkik sonuçları çıktığında anlıyoruz: tetkikler temizse boş yere istenmiştir!
Sorunu nasıl çözebiliriz? Ne yazık ki bu sorunun çözümü yok. Hekimler kimde hangi hastalığın olmadığını önceden bilselerdi o tetkikleri istemezlerdi. Hiç kimse kendi hastasından az tetkik istenmesini, bu yüzden — örneğin endoskopi istenmediği için — mide tümörü tanısının gecikmesini istemez. Ama başkasına istenen tetkikler daima fazladır, israftır.
Bir örnek: tek bir fenilketonürili bebeği bulmak için devlet dört bin beş yüz bebeğin topuğuna iğne batırıp kan aldırır. O bir bebek için dört bin beş yüz "gereksiz" tetkik. Ama o bebeği bulursanız özel diyetle zekâ geriliği gelişmeyecek; ailesi ve ülke için kazanca dönecektir.
Gazete manşeti: "Hekim ihmali bir hayatı kararttı!" Ayağı burkulup düşen çocuğun tetkiklerinde ayakta kırık saptanmış; boyun filmi çekilmemiş, oysa boyunda kırık olduğu için felç kalmış. Ateş, baş ağrısı ve boğaz ağrısıyla acile giden hastanın aslında beyninde, akciğerinde ya da bağırsağında tümör olabilir. Gece acile gelen hastadan kim bu tetkiklerin hepsini ister? İstemezse manşet "ihmal", isterse manşet "gereksiz tetkik".
Hekim-hasta iletişimi üzerine
— Doktor bey, babamızın durumu ağır demişsiniz!
— Evet, durumu ciddi.
— Doktor bey, biz işimizi gücümüzü bıraktık, İstanbul'dan geldik. Üç gündür yoğun bakım kapısında bekliyoruz. Bizi boşuna mı çağırdınız?
Bir meslektaşımın ifadesi ne güzel: "insanların en nazlısı" hasta ile "çalışanların en meşgulü" doktor arasında olabilecek iletişim kazalarını önleme görevi doktorundur. Hasta en sıkıntılı, en heyecanlı, en çok korktuğu ve endişelendiği zamanda doktorla karşı karşıya kalır; en mahrem sırlarını paylaşmak durumundadır. Doktor bu görüşmeyi kısa zamanda başarıyla bitirme becerisini, dinlemeye hazır ve güvenilir olduğunu hissettirme görevini üstlenir. En uzun üniversite eğitiminden ve her yıl binlerce hasta görüşmesinden sonra, hekim gözüyle bu iletişim kazalarını paylaşmak istiyorum.
— Doktor bey, makat ameliyatı asla olmam!
— Niçin?
— Hastalar ameliyattan sonra büyük abdestlerini tutamıyormuş.
— Hepsi mi? Hiç öyle bir hastayla tanıştınız mı?
— Hayır ama öyle söylüyorlar.
Binlerce makat ameliyatı yaptım; bu şikâyet yalnız birkaç hastada oldu. Onlar da makat kanseriydi, bunu önceden biliyorlardı ve ameliyata razı olmamışlardı; yalnız tanı için parça alınmıştı. Yani ameliyat olmamışlardı.
— Doktor bey, guatr ameliyatı olursam ses telim kesilir mi?
— Guatr olanların ses telleri mi kesiliyor?
Tiroid ameliyatında ses tellerinin sinirinde, çoğu geçici olmak üzere, az sayıda hastada zarar olabilir. Bu daha çok, anatomisi bozulmuş tekrarlayan guatr ameliyatlarında görülür.
— Kapalı safra kesesi ameliyatı olmak istemiyorum. Safra kesemi açık ameliyatla al; hem içimi iyice görürsün, iyi temizlersin.
Kapalı ameliyatta kamera, açık ameliyatta görülemeyen yerleri — karaciğerin, dalağın arkasını — büyüterek gösterir. Kapalı ameliyatın eksiği görmek değil, elle yoklayıp kıvamı ve sertliği hissedememektir.
— Özür dilerim, geciktim.
— Doktor bey, randevum 10.15'teydi. Otuz dakikadır sizi bekliyorum. Ameliyatınız varsa randevu vermeyin.
— Acil ameliyat çıktı, kusura bakmayın. Neydi şikâyetiniz?
— Makattan kan geliyor. Büyük abdestim varmış gibi ama tam boşalamıyorum.
— Ne kadar zamandır?
— Üç yıldır.
— Hiç doktora gittiniz mi?
— Hayır.
— Şimdi size "kendinizi üç yıldır ihmal etmişsiniz, benim otuz dakika gecikmeme kızıyorsunuz" desem, sandalyeyi kafama geçirir misiniz?
— Burası nasıl hastane, doktor yok!
— Acilde doktor var, size baktı, tetkik ve müdahaleler yapılıyor. Cerrah ameliyatta, gelecek.
— Hemen gelsin, hastam ölüyor.
— Hemen gelirse ameliyattaki hasta ölür.
— Başka doktor gelsin.
— Diğer cerrah da trafik kazası ameliyatında.
Hasta bıçaklanırken ya da trafik kazası geçirirken gideceği hastanenin randevu durumuna bakmaz. Hastaneye giden herkes, hastanede daima olağanüstü durumlar olabileceğini, randevuların sarkabileceğini, on dakikalık muayenenin bazen otuz altmış dakikaya çıkabileceğini bilmelidir.
— Doktor bey, ameliyat bitti mi?
— Hayır. Hasta masada, karnı açık bekliyor. Randevu saatim geldi; hastalarımı muayene edip sonra devam ederim.
Poliklinikte "doktor gecikti" diyen hasta, bir gün ameliyat masasına kendisi yattığında doktorun "poliklinikte hasta bekliyor, ameliyatı yarım bırakıp sonra devam ederim" demesini kabul edebilir mi? Ameliyatların kaç dakika süreceği, ne zaman acil vakaya girileceği belli olmaz; ameliyat yarım bırakılamaz. Tüm doktorların randevu saatleri sarkabilir. Doktor eşleri ve aileleri bilir: akşamki toplantıya, düğüne, doğum gününe katılmanın garantisi yoktur; gece uyumanın garantisi yoktur. Muayenesine girdiğiniz doktorun o sabah beşte eve gittiğini ya da sabaha kadar süren ameliyatlardan hiç gidemediğini bilemezsiniz.
"Bıçak değerse yara azar mı?"
Hastalar komşularından duydukları, televizyonda seyrettikleri, internette okudukları ve tanık oldukları bir iki hastadan tıbbi çıkarım yaparlar. "Bıçak değerse yara kansere dönmez." Doktorların hastalara kötülük yapmak için ameliyat yaptığı düşünülebilir mi?
Bir anı, bir olgu
Memesinde portakal büyüklüğünde kitle, kötü kokulu akıntı ve açık yara şikâyetiyle gelen altmışlı yaşlarda bir kadın hastamın yakınlarına, muayeneden sonra, gecikmeye üzülerek ve sitemle söylenmiştim: "Hangi devirde yaşıyorsunuz? Bu kadıncağızı hiç mi doktora götürmediniz?"
Hasta yakını başını eğdi: "Doktor bey, size getirmiştik."
Hatırlayamadığım hastam nedeniyle hem utandım hem de gecikmeye sebep olduğumu düşünerek üzüldüm. Hasta yakını devam etti: "Siz ameliyat olmasını söylediniz; annem 'yara azar, kötüye döner' diye olmadı." Hatırladım. Hasta o gün ameliyat etmem için yalvarıyor, ağlıyordu; oysa kanser tüm göğse ve göğüs kemiklerine yayılmıştı, ameliyattan yarar görmesi mümkün değildi. Hastayı poliklinik dışına çıkarıp yakınlarıyla konuşurken dışarıdan annenin ağlaması duyuluyordu. Bir vatandaş neden ağladığını sorduğu kadından "doktor ameliyatımı yapmıyor" cevabını alınca "doktora biraz para verseydin yapardı" demişti.
Hâlbuki hastanın oğlu şunu söylüyordu: "Doktor bey, siz çok söylediniz, bize çok ısrar ettiniz. 'Ameliyat olmazsanız gelip burada ameliyat olmak için yalvarırsınız' dediniz."
Bu sayfayı yazan hekim
Op. Dr. Kenan Yüce · Genel Cerrahi Uzmanı · İstanbul Hospital, Küçükçekmece
Bu sayfadaki bilgiler tarafımdan yazıldı ve içeriğinden ben sorumluyum. Anlatılanlar genel bilgilendirme amaçlıdır; sizin için hangi yöntemin uygun olduğu muayene ve gerekli tetkiklerden sonra belirlenir.
Son gözden geçirme: 2013'te yazıldı; Eylül 2026'da yeniden yayımlandı